BANA GEÇ SİZE ERKEN MEKTUP
Hayat o kadar çabuk akıp gidiyor ki insan hep birinin kızı, birinin oğlu olarak yaşayacağını sanıyor. Ebeveynlerin hayattayken ölüm de bir o kadar uzak. Zaman öyle bir geçiyor ki insanın sepetine bakmak hiç aklına gelmiyor. İstediğin zaman doldurabileceğin gafletinde uzun yıllar yaşayıp gidiyorsun.
Bir gün hayat farklı taraftan akmaya başlıyor. Hani o yıkılmaz dediğin baban var ya… Bir doktor gelip senin o yıkılmaz kaleni içten yıkıldığını söylüyor. Ya da annenin yavaş yavaş seni tanımayacağını söylüyor. Bir dakika diyorsun, “daha hazır değilim ki…”
Doktor odasından çıkınca, herkes normale dönüyor sanıyorsun. Koridor aynı. Işık aynı. Saat aynı. Ama senin içindeki saat, ilk defa tersine çalışıyor.
Tam 50 yıl hazır olamamışım bunları duymaya; çünkü benim çocukluk anılarımı koyduğum sepetim boş. Bizim unutmak istemeyeceğimiz anılarımız yok ve ben bu sepeti hiç dolduramayacağım gerçeğini görmekten hep kaçmışım. Şimdi bana “sıkı dur, zor günler seni bekliyor” diyorsunuz. Ama…ben hep vaktim var sanıyordum.
Bir gün ikisini de kaybediyorsun.
Sonra fark ediyorsun: Kaybettiğin sadece insanlar değil… detaylar.
Sesleri, kokuları, “tam o anda” söylenmiş cümleler…
Yaşanmışlıklar, sanki bir fotoğrafın üstüne güneş vurmuş gibi yavaş yavaş siliniyor.
Bazen bir arkadaşın anlatıyor.
Annesiyle bir gün yağmura yakalanmışlar, kahkahadan yürüyememişler…
Babasıyla gizli bir “takım dili” kurmuşlar; kimse anlamazmış.
Sen dinlerken gülümsüyorsun… ama içinden bir yer boşalıyor.
Çünkü sonra kendi sepetine bakıyorsun:
Boş.
Ve insanın canını en çok acıtan şey şu oluyor:
“Keşke” dediğin şey büyük bir şey değil.
Ne bir tatil ne büyük bir hediye…
Sadece baş başa yaşanmış bir anı.
Keşke bir gün…
İkimiz de kendimizi bırakıp çok gülseydik.
Ben seni, sen de beni o hâlimizle ilk defa görseydik…
Sonra o hâlimizi herkese anlatsaydık.
Hatta kazandığımız komik bir ödülü gururla gösterseydik;
“Biz aldık bunu” deseydik.
Biz olsaydık. Takım olsaydık.
Ve sen gittiğinde…
Sensizliği yaşarken bile…
O kazandığımız şeye baktığımda,
boğazım düğümlenerek değil…
bir anlığına da olsa, gülebilseydim.
Ama işte…
Bazı insanlar gidince, geriye kalan şey “anılar” değil; keşke yapmadıkların oluyor.
O yüzden bugün, kimseye büyük sözler verme.
Sadece küçük bir sahne kur:
Bir kahve, bir yürüyüş, bir saçma fotoğraf, bir “bizden” şaka…
Çünkü bir gün…
Sepetin doluysa yasın bile nefes alır.
Ama boşsa…
insan, yası bile tutacak yer bulamaz.
AYLİN ÖZOTRAÇ

